Düşsel Bir Seyehat

e-Posta Yazdır PDF

Bu yazıyı yazarken; 1910 yılında başlayan, düşsel bir seyahate çıkıyorum. Akdenizin doğu yakasına, bereketli topraklara gidiyorum. O yıllarda şöyle bir dolaşınca görüyorum ki, dünyadaki tüm karşıklıklara ve kötü gidişata rağmen, her dinden insan birbiri ile barış içinde yaşıyor bu memlekette. Çocuklar hareketli ve eğlenceli dünyaları ile görülüyor sokaklarda.

Yıl 1917 İngiliz Mandası başlıyor bu güzel vatanda. Öyle bir yer ki orası, görenler ‘‘cennetten bir yansıma’’ diye tarif ediyor. İngilizlerin mandasında zaman ilerlerken, Avrupa’da istenmeyen bir toplum olan Yahudiler, İngilizlerin de desteği ile 1920 yılından itibaren buraya göç etmeye başlıyor. Bu yıllardan itibaren bir fitne alev alıyor Filistin topraklarında.

Yıl 1948. ABD ve İngiltere’nin de baskısı ile, BM’nin desteğini alan Yahudiler bir İsrail Devleti kuruyorlar ve bu devlet, dünyanın en bereketli topraklarına el koyuyor. 1948’le birlikte resmen başlayan bir savaş; Filistin-İsrail Savaşı. Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç demeden, herkesi katledebilen bir vicdana sahip, İsrail Devleti.

Ve şimdi dolaşıyorum aynı sokakları. Bir köşede 8-10 yaşlarında bir erkek çocuğun cesedini görüyorum. Doğduğunda kendisini savaşın içinde bulan çocukların ağlama seslerini işitiyorum. Çevreme baktığımda kapısı dahi olmayan, bombalanmış, harabe evler görüyorum. Şöyle bir içeri girdiğimde, gördüğüm karşısında dehşete düşüyorum; bir kadın ve kucağında sımsıkı sardığı 4-5 aylık olduğunu tahmin ettiğim bir bebek. Ama birşeyin daha var ki ikisi de can vermiş. Biraz düşündüğümde, onların bomba atıldığı sırada o evde olmaktan başka bir suçları olmadığı kanaatine varıyorum. Ve bakıyorum bu cennet topraklara; erdem ağlıyor gönüller ağlıyor, öksüzler ağlıyor, yetimler ağlıyor… Fakat bir can var ki o daha ağlayamadan, annesinin karnındayken, annesi ile birlikte can veriyor.

Dünya tüm bu tablo karşısında birkaç kınama ile yetiniyor. Zalimler hiçbir ceza görmüyor. Suçlu dahi kabul edilmiyor.

Şimdi bana soruyorlar ‘‘Dayak cennetten çıkma mıdır?’’ diye. Zalimin zülmü karşısında birkaç çatlak ses dışında tepki gösterilmiyorken, zalimlere karşı yaptırım uygulanmıyorken ve mazlumlar her türlü eziyeti görüp yok pahasına canlarından oluyorken, dünya zalimlerin şakşakçığılını yapıyorken bu soruya verilecek tek cevabım var. Dayak cennetteki köşkünde rahatına bakıyor.

ABDULLAH BASİR DURMUŞ